ikiyaka

..Buluşuyor..

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Home

Eylül 2009 / YENİ HARMAN DERGİSİ

KAPİTALİZM, KAN VE IBM (ARAŞTIRMA YAZI)

NEDİM AKAY 

Edwin Black’in 2001 yılında “IBM ve Soykırım” isimli kitabı yayınlandıktan sonra gözler IBM’e çevrilmiş, merakla açıklama bekleniyordu. IBM’de ise küresel bir sessizlik hâkimdi. O dönemde IBM’de yeni çalışmaya başlamıştım ve kitap yayınlanmadan çok kısa bir süre önce bizlere de kitap hakkında bilgi verilmişti. Beraberinde dönemin IBM başkanından hepimize gönderilen mesajla, bizlerden konuyla ilgili hiçbir yorum yapmamız istenmişti.

14 Şubat 2001 tarihinde IBM’den nihayet yapılan açıklamada, IBM’in sahibi olduğu Hollerith makinelerinin Nazi hükümeti tarafından kullanılmasının IBM ve Nazi Hükümeti arasında işbirliği ile ilgili spekülasyonlara sebep olduğu belirtiliyor ve: “IBM ve tüm IBM çalışanlarının Nazi vahşetine dair şüphesi söz konusu olamaz... Dehomag (Deutchland Hollerith Machine)’ın - yani IBM Almanya’nın - ikinci dünya savaşı öncesinde ve sırasında Hollerith makineleri ürettiği ve “Saygıdeğer Thomas J. Watson’ın” Almanya-ABD arasında geliştirdiği ekonomik ilişkilerden dolayı madalya ile onurlandırıldığı herkesçe zaten bilinmekteydi. Kitaptaki bilgiler bu gerçekler üzerine üretilmiş iddialardan ibarettir ve IBM’in o döneme ait çok fazla bilgisi yoktur” deniliyordu.

Diğer taraftan IBM Avrupa yöneticisi Irving Wladawsky-Berger, hiçbir şirketi ürettiği ürünlerinin kullanılmasından dolayı sorumlu tutamazsınız(!) diyerek daha farklı bir yaklaşım ortaya koymaktaydı. Berger, özetle para kazanmak için üretilen her ürünün hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın üreticisine mesuliyet getirmeyeceğini söylüyordu.

Toplumların sosyal ve fiziksel ortamlarına karşı şirketlerin sorumlulukları bu kadar basit’e indirgenmesinin etik olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu olabilir (özellikle sosyal sorumluluğu sürekli dillendiren IBM gibi firmalar için). Ancak, IBM’ın Naziler ile ilişkisi sadece IBM’in Nazi’lere teknoloji satılması ile sınırlı ve basit bir ticaret ilişkisi değildi. IBM Başkanı Thomas Watson, paranın üzerinde kan olduğunu bilmesine rağmen Nazilerle ticaret yapmaktan kaçınmamış, 12 Milyon insanın yok edilmesi için  IBM‘in "ANAHTAR TESLİM" proje olarak tüm Avrupa'da SOYKIRIMIN OTOMASYONUNU yönetmişti.

Aslında kan üzerinden kolayca ve vahşice kazanılan Dolar’lar, gelmiş geçmiş en eski yöntem olup, Amerikan kapitalizminin 21,000’in üzerinde Dolar milyoneri ve milyarderi yaratarak dünyaya egemen olmasını sağlayan finansal gücün de kaynağı olmuştur. Öyleki; ikinci dünya savaşı sonunda General Electric yönetim kurulu başkanı Charles Wilson, "sürekli savaş ekonomisi" (permanent war economy) kavramını gündeme getirerek; savaş sonrasında, savaş ortamlarını sürekli kılacak bir model ile ekonomik olarak güçlü bir Amerika öngörmekteydi.

Kan ve Para: Birinci Dünya savaşı

Birinci dünya savaşı başladığında tarafsız kalacağını açıklayan Amerika, ticari anlamda gerçekten tarafsızlığını göstermiş, savaşan taraflara silah ve mühimmat sağlayarak, savaşın ekonomik kazananı olmuştu. Dönemin başkanı Wilson, deniz ticaretinin itilaf devletleri tarafından kontrol ediliyor olması ve bunun savaş ticaretine engel teşkil etmemesi nedeniyle tarafsızlığını 1917 yılına kadar korudu. Bu dönemde İngiltere ve Fransa’ya 2 Milyar dolar’ın üzerinde borç para verilmiş ve bu borç paranın bu iki ülkeye yapılan mühimmat satışları ile tekrar ABD ekonomisine dönmesi de sağlanmıştı. Bu durum, 1898 yılına kadar dünya ekonomisinde yeri olmayan ve 1 Milyar Dolar’ın üzerinde borcu olan Amerika’nın hızlı yükselişini de açıklamaktadır. 1917 yılında deniz ticaret kontrolüne Almanya’nın el atmasıyla birlikte ekonomik kazanımları da tükenen ABD tarafsızlığını sona erdirip savaşa girmek zorunda kalmıştı. Birinci dünya savaşında 4 misli büyüyen Amerikan ekonomisinin dinomalarından bazıları aşağıdaki şirketlerdir. DuPont, US Steel ve General Motors gibi şirketler sadece kan üzerinden para kazanmakla kalmayıp aynı zamanda o dönemde ülke politikalarında en önemli yönlendiricisi olarak yerlerini almışlardır.

Şirket Adı

Savaş öncesi şirket karlılığı

 1914-1918 yılları arasındaki karlılık

Artış (%)

U. S. Steel

$105,331,000

$259,653,000

2,5

Du Pont

$6,092,000

$58,076,000

9,5

Bethlehem Steel

$6,840,000

$49,427,000

7,3

Anaconda Copper

$10,649,000

$34,549,000

3,2

Utah Copper

$5,776,000

$21,622,000

3,8

Republic Iron and Steel

$4,177,000

$17,548,000

4,5

International Mercantile

$6,690,00

$14,229,000

2,0

Atlas Powder

$485,000

$2,374,000

4,9

American and British Man.

$172,000

$325,000

1,9

Canadian Car & Foundry

$1,335,000

$2,201,000

1,6

Crocker Wheeler

$206,000

$666,000

3,2

Hercules Powder

$1,271,000

$7,430,000

5,8

Niles, Bement Pond

$656,000

$6,146,000

9,4

Scovill Mfg. Co.

$655,000

$7,678,000

11,8

General Motors

$6,954,000

$21,700,000

3,1

Birinci dünya savaşının sona ermesi başta ABD olmak üzere tüm ülkelerde ekonomik problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Amerika, savaştan  yenik çıkan ya da ulusal ekonomileri bozuk olan ülkeler için  en büyük finansör ve kredi sağlayıcıydı. Savaş kazanımlarının sona ermesi Amerikan ekonomisinin 1929 tarihinde hızlı çöküşüne sebep oldu. İşsizlik ve parasızlık ile birlikte ABD şirketlerine toplam 40 Milyar dolar değer kaybettiren ünlü “Büyük Buhran” 29 Ekim tarihinde en büyük ekonomik kriz olara tarihe geçmiş ve 1930’lara kadar etkili bir şekilde süren bu ekonomik bunalımdan ancak ikinci dünya savaşı ile çıkılabilmişti.

Oval: Onbinler, slagonlar eşliğinde yürüyüşüne geçer,  yollar işgal edilir, günlük ticaret durur, okullar ve dükkânlar kapatılır. Kalabalık IBM’in Broadway, 270 numaralı binasının önüne geldiğinde kalablık, “Hitler ile ticaret yapma diyerek” IBM başkanı Thomas Watson’a seslenirKan ve Para: İkinci Dünya savaşı

İnsanlık tarihinin en karanlık dönemi Hitler’in iktidara geldiği 30 Ocak 1933 tarihidir. 50 milyon kişinin ölümü ile sonuçlanan İkinci Dünya savaşının sebeplerinden birisi olan Hitler, iktidara geldiği ilk günden itibaren saf Alman ırkının yaratılması ile ilgili vizyonunu ve planlarını tüm dünya ile paylaşmaktan çekinmemişti. Mesajları ve uyguladığı politikalar, dünya gazetelerinin ilk sayfaları ve radyolar aracılığı ile günü gününe paylaşılıyordu. Hitler’in izlediği politikalara ilişkin dönemin ABD gazetelerinden bazıları:

18 Mart 1933, New York Times: Yahudi profosyoneller zorunlu olarak emekliliğe ayırtılmakta. Birkaç hafta içerisinde Yahudi profosyonellerin tamamının işsiz bırakılması hedeflenmekte...

21 Mart 1933, NY Times: Alman parlemontosu bugün Hitler’e diktatör olarak sınırsız yetki vermeye hazırlanıyor...

29 Ağustos, 1933, NY Times: 65’in üzerinde konsantrasyon kampı (insanları açlıktan, soğuktan ve hastalıktan öldürmek maksadıyla oluşturulmuş kamplar) olduğu ve yaklaşık 90,000 kişinin bu kamplarda tutulduğu belirtilmekte...

27 Mart 1933 tarihinde New York’ta büyük bir gösteri tertiplenir. Hitler’i protesto eden Onbinler, slagonlar eşliğinde yürüyüşüne geçer,  yollar işgal edilir, günlük ticaret durur, okullar ve dükkânlar kapatılır. Kalabalık IBM’in Broadway, 270 numaralı binasının önüne geldiğinde kalablık, “Hitler ile ticaret yapma diyerek” IBM başkanı Thomas Watson’a seslenir.

İkinci dünya savaşını fırsat olarak görüp Nazilerle işbirliği yapan Amerikan şirketlerinin sayısı aslında oldukça fazlaydı. Aynı zamanda Hitler’in finansörlerinden de olan Presscott Bush ‘de (Dede Bush) bunlardan birisiydi. Dede Bush'un çalıştığı Brown Brothers Harriman şirketi, Alman çelik devi Thyssen'in ABD'deki üssüydü; yöneticiliğini yaptığı Union Banking Corporation (UBC), Thyssen'in ABD'deki çıkarlarını temsil ediyordu. Yazar Victorn Thorn, Nazilerin Prescott Bush'la yaptığı işbirliğinin, Standard Oil, Chase Bank, IBM, Rockfeller'la olduğu gibi derinlikli olmasından ve uğursuzluğundan bahseder ve "Adolf Hitler'i finanse edenlerin arasında Bush ailesi önemli bir yerdeydi" der.

1940'ta ingiliz hava kuvvetleri için uçak motoru yapmayı reddeden Ford şirketi, alman ordusunun lojistiğinin belkemiği olan kamyonların yedek parçalarını üretir. General Motors ise, 1929 yılında satın aldığı Opel üzerinden Nazilerle ticarete başlar. 1935'te Reich'la anlaşmaya varan Opel, ağır kamyonların, ciplerin ve uçakların üretimini gerçeleştirir. General Electric, The Standard Oil , American I.G., I.T.T.,  J.P. Morgan, Guaranty Trust, Chase Manhattan Bank,  Dillon, Read, Forbes, Du Pont, Dow Chemical, Coca Cola, kan üzerinden servet geliştiren Amerikan şirketlerinde bazılarıydı.

Amerikanın Nazi dönemindeki Almanya büyükelçisi William Dodd, Amerikan endustirisinin Nazi desteğine ilişkin endişelerini 1936 yılında yazdığı mektubunda dile getirir: “...barış bizler için en önemli politika olması gerekirken bugün 100’ün üzerinde Amerikan şirketi burada ticari ilişkiler yürütmekte. DuPont, üç Alman ortağı ile silah üretiyor. Standard Oil, 1933’de karşılıksız olarak Alman Ersatz gas şirketine, salt savaşı desteklemek için, 2 Milyon Dolar gönderdi.  Silah üreticisi Harvester şirketinin başkanı yıllık gelirlerini Almanya ile ticaret sayesinde %33 arttırdığını bana anlattı. Öyleki, havayolu şirketlerimiz Krupps ile gizli anlaşmalar yapıyor. GM ve Ford buradaki kuruluşları aracılığı ile inanılmaz işler yapıyor ve karlarını buranın dışarısına çıkartmıyorlar..”

Kan üzerine kurulu bu ekonomik düzenin altyapısı çok önceden hazırlanmıştı. 100’ün üzerindeki Amerikan şirketi bu durumdan istifade etmiş ve bu Amerikan hükümetinin desteği ile gerçekleştirmişti. Hitler ile ticaret yapmanın tiksindiriciliği dışında başkaca hiçbir engel yoktu ve bu durum 1941 yılı, Pearl Harbour saldırısına kadar devam eder. Bu tarihte Amerika’nın kaybeden Almanya’dan kazanacağı bir şey kalmamış ve Amerika Almanya’ya savaş açmıştı. Beraberinde de, Birinci dünya savaşının sonunda “Almanya ile ticaret yapılmasını engelleyen” yasa raftan çıkarılıp, 1941 yılında yeniden uygulamaya sokulmuştu.

Oval: Olay sadece bir şirketin teknolojisinin yanlış ellere geçmesinden ibaret değildi. IBM, bu yok etmenin otomasyonunu yapan, kodlama sistemini geliştiren ve tüm yönetiminden sorumlu aktör olarak bulunuyorduBu düzen içerisinde Nazilerle ticaret yapanlardan özellikle üçü, Presscott Bush, Henry Ford ve Thomas Watson diğerlerine göre farklıydı. Bu üçlü Almanya ile ticaret geliştirmenin ötesinde stratejik işbirliği geliştirmiş ve her üçü’de Almanya tarafından onur madalyası ile mükâfatlandırılmışlardı (Watson madalyasını 1941 yılında Almanya ile ticaretin yasaklanması üzerine bir mektupla iade eder). Olay sadece bir şirketin teknolojisinin yanlış ellere geçmesinden ibaret değildi. IBM, bu yok etmenin otomasyonu yapan, kodlama sistemini geliştiren ve tüm yönetiminden sorumlu aktör olarak bulunuyordu.

Bilerek 12 Milyon insanın katledilmesi üzerine stratejik işbirliğini geliştirilmesinin nedenlerini anlayabilmek için, IBM’in kurucusu Thomas Watson’ı tanımak gerekir.

Thomas Watson ve Nazi ilişkisi

Thomas Watson iş hayatına 1892 yılında, 18 yaşındayken haftada 10 Dolar’a piyano ve dikiş makinası satarak başlar ve satışlardan komisyon alınabildiğini keşfederek 21 yaşındayken kendisini yazar kasa satan NCR şirketinde bulur. Satış öğretmeni acımasız ve saldırgan karakterli John Peterson’dır. Watson’un yeteneklerini kısa sürede keşfeden Peterson onu klasik satış işlerinden alır ve özel görev verir: Watson, ikinci el satış yapan yazar kasa şirketlerini ortadan kaldırmaktan sorumludur. Bunu yaparken rüşvet ve diğer kirli ilişkileri de içerecek her türlü yöntemi kullanması gerektiğini bilir. Watson başarılı olur ancak zor kullanma, izlediği kirli ve ahlaki olmayan ticaret yöntemlerinden dolayı bir yıl hapse mahkûm edilir.

Alman kökenli mucit Herman Hollerith, Amerikan Nüfus idaresinin 1879 yılında kendisinden talep ettiği; vatandaşlar’ı eğitim, meslek vb. özelliklerine göre sınıflandıracak bir icadın arayışındadır. Tam bir yıl sonra bir tren bilet memurununun bilet sahteciliğini önlemek üzere geliştirdiği yöntemden etkilenen mucit Hollerith, “Delikli Kart” (Punch Card) sistemini geliştirir. Bilet memuru, yolcuların biletlerini kontrol ederken aynı zamanda bilet üzerine yolcunun saç rengi, boyu, vb. özelliklerine dikkate alarak delikler açmakta ve biletin başka yolcular tarafından kullanılmasını bu şekilde önlemeye çalışmaktadır. Buradan yola çıkarak Hollerith, kart üzerinde standart delikler oluşturan ve bu şekilde sınıflandırmayı yapabilen delikli kart’ın mucidi olur. Kartlar bir okuyucu vasıtası ile kişisel bilgilere erişilmesini ve aynı zamanda istatistiksel veriler oluşturulmasını sağlayacaktır. Kısa bir süre içerisinde bu alanda tekel olan firma ünlü finansör Charles Flint tarafından satın alınır ve CTR (Computing-Tabulating-Recording) adıyla üretime geçer.

Thomas Watson, 17 yıllık NCR tecrübesinden sonra finansör Charles Flint’in sahibi olduğu CTR şirketine hisse karşılığında transfer olur. Mahkumiyeti bulunduğu için başkan olamamasına rağmen, genel müdür sıfatıyla şirket’in tek sorumlusu artık Watson’dur. 1924 yılında Watson şirketi kendi imajı ile bütünleştirecek isim değişikliğine gider ve CTR’ın adını IBM (International Business Machines) olarak değiştirir.

Watson, Dehomag’ın (IBM Almanya ofisinin) satış yönetimini kendisine bağlamıştır. IBM’in tüm gelirlerinin nedeyse yarısı artık Almanya’dan gelmektedir. 1933 yılında IBM Almanya %250’ye yakın bir büyüme göstermiş ve bu performansı ile Willy Heidenger (IBM Almanya’nın %10 hissesini elinde bulunduran Heidenger şirketinin sahibi ve IBM Almanya Genel müdürü) %100 klübüne (Kotası aşan satıcıları ödüllendirme programı) katılmaya hak kazanır. IBM, Almanya’dan akan bu paralarla Manhattan’de kendisine bina yaptırır ve 6,900 çalışanının tamamı için 1,000 ABD dolar değerinde hayat sigortası yaptırır.

IBM’in Almanya’da satış rekorları kırması Hitler’in, Avrupa’yı ele geçirme ve Yahudileri imha etme planlarına yönelik uygulamalarına paralel gelişmektedir. Alman ırkından olmayanların işten çıkarılması, şiddete maruz kalması, evlerinin taciz edilmesi, camlarının kırılması, aşağılanmaları, kaçırılmaları, dövülmeleri, tutuklanmaları ve daha birçok olay bu dönemde yaşanmakta ve dünya basını bu haberleri fotoğrafları ile birlikte yayınlamaktaydı. Tüm bunlar olurken, IBM patronu Thomas Watson faşizmi: “Her ülke kendi yönetim sistemini tayin etmekte özgür olmalı. Diğer ülkelerdeki hükümetlerin yönetim biçimleri konusunda bizler tarafsız kalmalıyız” sözleriyle savunara kirli ticaretinin üstünü örtmeye çalışıyordu.

Oval: Nazi soykırımı bireyleri sistematik bir şekilde sınıflandırmadan başarılı olamazdı ve bu teknolojiyi o dönemde sağlayabilecek bir tek firma vardı:  I B M20 Mart 1933yılında, Hitler iktidara geldikten tam iki ay sonra, ilk toplama kamp’ı Dachu’de (IBM Delikli kartındaki kod numarası “001”) açılmış ve Nisan ayında 100,000’e yakın Yahudi kamplara yerleştirilmişti. Aynı dönemde Watson, Hitler’in ekonomi bakanına gönderdiği bir mektubunda, Hitler’in diğer ülkelerle olan politikalarını son derece dinamik bulduğunu, Adolf Hitler önderliğinde kahramanca fedakârlıklarda bulunan Alman halkının çok büyük atılımlar yapacağına inandığını belirtiyordu. Watson mektubunda, “Fuhrer ve halkının yapmış olduğu fedekarlıkların meyvelerinin başarılı bir şekilde toplanmasını tüm samimiyetimle arzuluyorum” diyordu.

Almanya IBM’deki iş ortakları ile sürekli iletişim halinde olan Watson, Nazi Almanyasının politikalarını ve bunun doğuracağı sonuçları hemen herkesten çok daha iyi bilmekteydi. Watson’un hem bir ayağı ve hem de bir kolu Almanya’daydı. IBM Almanya’nın %10 hissedarlarından olan Hieddenger ve Rotker ile sürekli yazışma halinde olan Watson, IBM Almanya’nın tüm Avrupa’ya genişlemesini de Nazi politikalarına paralel olarak yürütmekteydi. Nazi soykırımı bireyleri sistematik bir şekilde sınıflandırmadan başarılı olamazdı. Bu teknolojiyi sağlayabilecek tek bir firma vardı: I B M

Nazilerin imdadına yetişen bu teknolojiyi IBM, doğrudan satma yerine kiralama ve işletme yöntemini tercih etmişti (“outsource”). Tüm sistemlerin bakımı, işletimi, gerektiğinde daha iyi donanımlarla değiştirilmesi, kart bilgilerinin oluşturulması IBM’in sorumluluğundaydı. Naziler sadece gereksinim duydukları bilgilerin istenen sürede hazırlanmasını, bu bilgiler üzerinde analiz yapılabilmesini ve rapor alınabilmesini sağlayacak “veri ambarı” ortamının oluşturulması ile ilgileniyorlardı. Toplama kamplarında görevli Nazi subaylarının eğitiminden ve toplama kamlarındaki tüm sistemin çalışır tutulmasından da IBM Almanya sorumluydu ve tüm işler için Nazilerin Servis Bürosu olarak çalışıyordu.

IBM’in sorumluluğu sadece Almanya ile sınırlı değildi. IBM aynı zamanda Naziler’in işgal ettiği ülkelerde de aynı hizmeti vermekten de sorumluydu. Watson, bu yatırımlar için IBM Almanya’ya tam yetki vermişti. Fransa’da bu amaçla iki fabrika kurulmuş, tüm Yahudiler IBM sistemlerinde tasnif edilmiş, tüm Avrupa’ya yayılacak soykırım için altyapıyı IBM hazırlamıştı.

Soykırımın Bilişim Sponsoru: IBM

Bugünkü bilgisayarlar, 1890 yılında Hollerith’in keşfetmiş olduğu Delikli Kart sistemi üzerine geliştirildi. 12 satır ve 12 sütundan oluşan ilk delikli kartların üzerinde, bilginin işaretlenerek sınıflandırılmasını sağlamak üzere yuvarlak boşlular vardı. Kart üzerinde saklanacak bilginin miktarını boşluk sayısı ve sütun sayısı birlikte belirlemekteydi. Nazilerin oldukça değişik kombinasyonları içeren analiz yapma gereksinimini karşılamak üzere, 1933 yılında IBM 60 sütun ve 10 satırdan oluşan ve binlerce kombinasyonu verebilecek nitelite yeni sistemi Nazi’ler için geliştirdi.

Kart üzerindeki her bir sütun bir biyografik özellik demekti. 3. Sütun kişinin “Homosexuel” olduğunu, 12. sütun Çingene olduğu, 8. sütun ise Yahudi olduğunu gösteriyordu. Benzer şekilde bireyin; doğum yeri, doğum tarihi, evlilik durumu, din’i, mesleği, ailevi bilgisi, geçirdiği hastalıkları, gayrimenkulleri, finansal hesapları, siyasi görüşü, kampa gönderilme nedeni, sosyal bir kişi olup olmadığına kadar uzanan derinlikte bilgiler kartlara işaretlenmeyi bekliyordu.

16 Haziran 1933 tarihinde çoğunluğu Nazi milliyetçilerinden oluşan 500,000 kişilik bir ekip kapı kapı dolaşıp bilgileri toplamaya başladı. Kendilerine gerektiğinde SS subayları da eşlik ediyordu. Ön bilgi toplama mahiyetinde yapılan bu çalışma 17 Mayıs 1939 tarihinde bu kez 750,000 kişi tarafından çok daha detaylı bir şekilde gerçekleştirildi. 22 Milyon hane, 3,5 milyon çiftlikevi, 5,5 milyon işyeri ve fabrikayı içeren bir tarama yapılarak; 80 milyon kişiden tek tek bilgiler alındı. Sorular, saf Alman ırkını ayıracak her türlü detayı barındırmaktaydı.

Toplanan bilgilerin Delikli Kart sistemi üzerinde işaretlenmesi “Anahtar Teslim” çözüm anlaşması imzalayan IBM Almanya’nın sorumluluğundaydı. IBM Almanya, bunun için 900 kişiyi geçici görevle iş’e almıştı. Bilgilerin doğru bir şekilde aktarılması son derece önemliydi. 13 Ekim 1933 tarihinde Almanya’ya gelen Watson çalışmaları yerinde incelemiş, bilgi girişi ile ilgili kendisine brifing verilmiş ve sonrasında’da 900 çalışana öğlen yemeği ısmarlamıştı.

Kamplara getirilen mahkûmların kollarına seri rakamdan ya da harften oluşan bir damga vuruluyordu. Her bir mahkûmun sıra numarası olan bu bilgi ile kişinin önceden toplanmış bilgilerine erişillip, güncelleme ya da yeni bilgi eklemesi yapılabiliyordu. Örneğin; 34 nolu sütun mahkûmun kaderini belirliyordu. Eğer bu sütunda 2 nolu kod işaretlenmişse mahkûmun “Başka bir kampa gönderildiği”, 4 nolu kod işaretlenmişse “ölüm cezası aldığı”, 6 nolu kod işaretlenmişse “Özel işlem’e tabi tutulduğu”, yani gaz odasında yok edileceği anlaşılmaktaydı.

Böyle bir kod sistemini elle yürütmek imkânsızdı. Üstelik bu kodlama işi, yalnızca mahkûmlar için de geçerli değildi. SS subayları, bir kasaba meydanına gidip, "Yarın bu listedekiler toplanıp trene bindirilecek" diyebiliyor ya da aradıkları kişileri elleriyle koymuş gibi bulabiliyorlardı.

IBM ve Türkiye

Soykırım IBM’in desteği olmadan gerçekleştirilemezdi. IBM, Almanya ile ticaret yaparken soykırımın sonuçlarını göze alarak bu noktaya gelmişti. Sonuçta savaş pazarı çok büyüktü ve vizyoner Watson para için dökülecek kan’ı ve gerçekleştirilecek soykırımı önemsemiyordu.

IBM Türkiye’nin 1938 yılında kurulduğunda tek bir amacı vardı. Türkiye’de büyük bir Yahudi nüfusu var ve Türkiye olası savaş adaylarındandı. IBM’ın Polonya, Fransa, Çekoslavakya, vb. ülkelerde gerçekleştirdiği soykırım otomasyonun bir benzerini Türkiye’de gerçekleştirmek için altyapıyı hazırlaması gerekiyordu. Bunun önünde ise tek bir engel vardı: Mustafa Kemal Atatürk. Atatürk, Türkiye’nin savaş’a taraf olmayacağını açıklamıştı. Ama Almanlar Türkiye’nin savaş’a bir şekilde dâhil olacağını umuyor ve bu maksatla Watson, 1936 yılı sonlarına doğru Türkiye’ye gelerek bir fiil görüşmeler yürütüyordu. Watson, genç Cumhuriyetin bürokratlarını günü birlik ziyaret eder. Ancak bu oluşumun başlayabilmesi için Türkiye’nin savaş’a girmesi ya da bir şekilde girme ihtimalinin oluşması gerekmektedir. Atatürk olduğu sürece bu ihtimalin gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını keşfeden Watson gerekli kontak kişilerin bilgilerini alarak ayrılır. 10 Kasım 1938 tarihin’de Atatürk’ün ölümünün bir gün sonrasında artık her şey hazırdır. Watson Business Machines Limited şirketi 11 Kasım 1938 yılında Afif Cemal Esen ve J. W. Schotte (IBM Almanya ile ABD ilişkilerini yürüten IBM Genevo’nın Avrupa Genel müdürü) ortaklığında kurulur ve Türkiye’nin savaş’a girmesi beklenir.

Savaş ekonomisi ile IBM küreselleşmesini tamamlamıştır. Kendisine uluslararası ticaret ateşesi ünvanı verilen Watson, ABD devletinin de desteği ile kökleri kan ile sulanmış bir dev yaratmıştır.

Kendinizi bir an Watson’ın yerine koyun. Savaş her durumda gerçekleşecek ve yine belki de her durumda soykırım yapılacaktı. Birileri sizden para karşılığında bu soykırımı organize etmek ve otomasyonunu gerçekleşetirmenizi ister. Sonuçta, 12 Milyon insan yok edilecek ve bu insanların kimler olacağını sizin sattığınız sistemler ve sizin sattığınız bu sistemlerin işletimini ve yönetimini yapan yine sizin adamların olacaktır. İşinizi ne kadar hızlı yaparsanız o kadar çok insan öldürecek ve karşılığında da o kadar çok para kazanacaksınız. Savaş suçlusu değil misiniz?

Devletiniz ise sizi destekliyor, gözlerini kapatıp daha fazla kan dökmenizi, başka bir deyişle daha çok para kazanmanızı teşvik ediyor. Hatta başarınızdan dolayı sizi uluslar arası ticaret ateşesi ilan ediyor. Adolph Hitler’den aldığınız madalyayı alkışlıyor ve gelmiş geçmiş en büyük ABD’li iş adamı diyebiliyor. 12 Milyon insanın katledilmesinden devletiniz de sorumlu değilmi?

 

 

 

 

 

Flaş Duyurular