Avrupa kültür başkentinin arkasındakiler...
10 Şubat 2010 - Nedim Akay
Avrupa kültür başkentinin arkasındakiler...
10 Şubat 2010 - Nedim Akay
Yunanistan'ın ünlü Kültür Bakanı Melina Mercouri’nin önerisi ile 1985 yılında başlatılan ve aynı yıl ilk olarak Atina’yı Avrupa kültür başkenti yapan Avrupa birliği, her yıl bu ödülü değişik ülkelerin şehirlerine vermekteydi.
Bu yıl ise, nedense uygulamada yapılan değişiklik ile İstanbul, Essen (Almanya) ve Peç (Macaristan) ile birlikte Avrupa kültür başkenti olarak gösterildi. Milyonlarca TL’lik havai fişeklerle kutlanan Avrupa kültür başkenti olmak bakın bizllere neler kazandıracak.
Kentsel dönüşüm projeleri kentin çehresini değiştirecek!
İstanbul 2010 web sitesinde yazılanlara göre(www.istanbul2010.org) yeni müzeler kurmak dışında dikkati çeken konulardan birisi yerleşim alanlarının kentsel dönüşüm projeleri altında rantlaştırılması. Bir başka deyişle Sulukule, Maltepe Başıbüyük, Tarlabaşı, İkitelli Ayazma gibi birçok yerleşim alanlarının gökdelenleşmesi ve bu geçişte birilerinin rant gelirleri elde etmesi kolaylaşacak.
Rant firmaları, fiyatların düşmesini de önleyerek, kent’deki rant alanlarını satın aldılar. Yerel yönetim ise asıl işini bir kenara bırakarak, kentleşme projelerinin önündeki yasal engelleri kaldırmak için çaba harcadılar. Sonuçta, Site alanı olmasına ve imparatorlukların kalıntılarını taşımasına rağmen Sulukule’nin neredeyse yarıya yakınının satılışı şimdiden gerçekleşti. Kentsel dönüşüm projesi adı altında bu ve benzeri bölgelerde gerçekleşen el değiştirmelerde başta “vizyon sahibi” AKP yandaşları tarafından gerçekleşti.
İstanbullular böyle bir kentte yaşadıkları için gurur duyacaklar!
“Arkalara doğru ilerleyelim, boşlukarı dolduralım beyler” diye sabah ve akşam bindiğimiz; ön kapıdan artık yolcu alamayınca, orta kapı ve arka kapıdan araca yolcu almaya devam ederek insanları birbirlerinin nefeslerini soluyarak seyahat ettiren; ve bunun çağdaş ulaşım olduğunu sanan ve müdahele etmeyen, çözüm üretemeyen İstanbul’u yönetenleri düşünün;
En küçük yağmurda sular altında kalan evleri, yağmurun artan şiddeti ile yüzme bilmeyenlerin ve kendisine sandal bulamayanların ölüme mahkum olduğu İstanbul’u düşünün;
Seçimler de oylarını alabilmek için kömürle ve bazen de beyaz eşya ile dilenciliğe özendirilen İstanbul halkını düşünün;
Sabahın 5’inde eşi ve bebeleri ile çöp karıştırarak ekmeğini kazanmak zorunda olan Onbinler’i düşünün;
Söz alan köylüsüne “ananı da al git” diyen, demokratik hakkını kullanan işçisine dayak atan, ama buna rağmen sürekli demokrasiden bahseden yöneticilerin yaşattığı demokrasi çelişkilerini düşünün;
2002 yılında Japon JİCA (Japan International Corparation Agency) kurumunun hazırladığı İstanbul Deprem raporuna göre, İstanbul’un büyük kısmının yok olacağını ancak 2010 yılında gören ve vah’lamak dışında çözüm üretemeyen devlet yöneticilerini düşünün;
...ve Avrupa’nın kültür başkentinde yaşamaktan gurur duyun!


